Tüm Kategoriler


Sayfalar


Kurtuluş Savaşı



Osmanlı İmparatorluğu nun Birinci Dünya Savaşında uğradığı yenilgiden sonra, Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşması hükümleri gereğince bağımsızlığını ve hürriyetini kaybeden Türk milletinin, yabancı boyunduruktan kurtulabilmek, hür ve bağımsız bir devlet kurabilmek için 1919 - 1922 yılları arasında düşmanlarına karşı yaptığı savaş.

1914 - 1918 yılları arasında süren Birinci Dünya Savaşı sonunda, Osmanlı Devleti, beraber savaşa katıldığı müttefikleri (Almanya, Macaristan, Bulgaristan v.b.) gibi, mütareke yapmak zorunda bulunduğunu anlamış ve 30 Ekim 1918 de Mondros Mütarekesini imzalamıştı. Mondros Mütarekesi hükümleriyle, Osmanlı imparatorluğu fiilen sona eriyordu. Çünkü Mondros Mütarekesi, çok ağır şartlar getiriyordu. Mondros Mütarekesine göre:

Çanakkale ile İstanbul Boğazları açılacak ve bu yerlerdeki istihkamlar müttefikler tarafından işgal edilecektir. Ordu terhis edilecektir. Orduya ait silahlar, cephane donatım ve taşıt vasıtaları müttefikler emrine verilecektir. Donanma teslim edilecek ve müttefiklerce uygun görülecek limanlarda demirli tutulacaktır. Toros tünelleri müttefikler tarafından işgal edilecektir. Telsiz telgraf ve kablolar itilaf Devletleri memurları tarafından kontrol ve murakabe edilecektir. Müttefikler, emniyetlerini tehdit edecek vaziyet çıktığı takdirde, stratejik noktaları işgal edeceklerdir. Vilayat-i sittede (Erzurum, Van, Harput, Diyarbakır, Sivas, Bitlis) kargaşalık çıktığı takdirde, bu vilayetlerin herhangi bir bölümünü müttefikler işgal edebileceklerdir. İranın kuzey batısındaki Türk kuvvetleri savaştan önceki sınırın gerisine alınacak. Hicazda Asır da, Yemende, Irakta bulunan birlikler en yakın İtilaf kumandanına Trablus ve Bingazideki Türk subayları da en yakın İtalyan birliklerine teslim olacaklardır.

Osmanlı devlet adamları, Mondros Mütarekesinin şartlarının çok ağır olduğunu gördükleri halde, bunu kabul etmekten başka çıkar bir yolun bulunabileceğini sanmıyorlardı. Yalnız, Yıldırım Orduları Gurup Komutanı Mustafa Kemal Paşa, mütarekenin, özellikle yabancı istilası ile ilgili hükümlerine itiraz etmişti. Osmanlı hükümetinin verdiği iyimser açıklama karşısında halk, geçici bir memnunluk içinde bulunuyordu.Fakat, aradan çok geçmeden, mütareke hükümlerini, müttefik devletler yerine getirmeğe başladılar. İngilizler, 3 Kasım 1918 de Musulu işgal ettiler. 13 Kasım 1918 de İtilaf Devletlerinin 60 parça savaş gemisinden kurulan büyük filosu, İstanbul önünde demirledi. Bundan başka İngilizler, İzmit, Eskişehir, Afyon, Samsun, Merzifon ve Batuma askeri birlikler çıkardılar. Bu arada İtalyanlar da Konyaya Alaşehir ve Afyona küçük birlikler gönderdiler. Mondros Mütarekesinin imzalanmasını takip eden ay içinde yapılan bütün işgaller ve hareketler, mütareke hükümlerine aykırı olmakla beraber, bunlara ses çıkaracak bir kudret, Osmanlı sınırları içinde kalmamış bulunuyordu. Dışardan gelen bu tehlikeli durum yetmiyormuş gibi memleket içinde de birliği ve beraberliği yıkıcı hareketler baş göstermeye başlamıştı. İstanbulda bulunan azınlıklar, yıkıcı çalışmalarına başlamışlar, bir taraftan Rumlar, İstanbulda Rum Patrikhanesinde, patrik vekilinin başkanlığından Mavri Mira adiyle kurulan bir Cemiyet aracılığı ile Yunan hükümeti lehine her türlü propaganda yaparlarken, bir taraftan da Ermeniler, yıkıcı çalışmalarına başlamış bulunuyorlardı.

Azınlıkların bu yıkıcı çalışmaları yetmiyormuş gibi bağımsız bir Kürdistan kurmak isteyenler, İstanbulda Kürdistan Teali Cemiyeti adıyla bir cemiyet kurmuşlardı. Bundan başka kuvvetli bir devlet yerine, bir din devleti kurmak isteyen geri kafalılar, Teali-i İslam Cemiyetinde fikirlerini yaymağa başlamışlardı. Bu mütareke aylarında, ayırıcı bir topluluğu da, İngilizlere sığınmayı tek çıkar yol olarak gören, padişahın, sadrazamın ve bir çok devlet adamının katıldığı İngiliz Muhipler Cemiyetimeydana getiriyordu.

Mondros Mütarekesinin imzalanması ile büyük bir karanlık devre içine giren Türk milleti, maddi ve manevi bakımdan yorgun bulunuyordu. Bütün memlekette sefalet, asayişsizlik ve gelecek hakkında güvensizlik hüküm sürüyordu.

Osmanlı hükümeti, bu durum karşısında, tam anlamıyla bir kudretsizlik gösteriyordu. İtilaf Devletlerinin bütün isteklerine boyun eğiyordu.

İtilaf Devletlerinin Türk vatanının topraklarım bölüşmek ve devletin istiklalini yok etmek teşebbüsleri ile Osmanlı hükümetinin böyle bir durumu önlemek hususundaki kudretsizliğini gören Türk Milleti, haklarını her türlü vasıtalarla korumak için yer yer milli cemiyetler kurma yoluna girdi. Trakya Paşa İli Mudafaa-i Hukuk Cemiyeti, Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, böyle bir asa düşünce ile kuruldu.

Bu milli cemiyetler Türk milletinin vatan aşkını temsil etmekle beraber, hüküm ve etki alanları ancak adlarını taşıdıkları bölgeler içinde kalıyordu. Türk milletini boyunduruktan kurtaracak hareketin başlangıcı da, bu cemiyetlerin ,aynı amaç etrafında toplanmasını gerektiriyordu.

Böyle bir amaç etrafında toplanarak, hür ve bağımsız bir Türkiye kurma çabasına başlamayı zorunlu gören Mustafa Kemal Paşa, 13 Kasım 1918 de İstanbul a geldi. Bir kaç ay kaldığı İstanbulda, arkadaşları ile çeşitli temaslarda bulundu. Bir kurtuluş hareketine Anadoludan başlamak kararını verdi. Böyle bir karar için de, Anadoluya, Osmanlı Hükümetinin verdiği resmi bir vazife ile gitme imkanlarını sağladı. Üçüncü Ordu Müfettişi sıfatı ile, Mustafa Kemal, 16 Mayıs 1919 da İstanbuldan Bandırma vapuru ile hareket etti. Hareketinden önce, sevdiği bir arkadaşı, İngilizlerin vapuru batıracakları hususunda kendisine korkunç bir haber getirmişti. Fakat İstanbulda kalmakla denizde batırılmak arasında bir fark görmediği için yolundan dönmedi. 19 Mayısta Samsuna vardı. İstanbuldan hareket ettiği gün Yunan ordusu, İzmirde Anadolu topraklarına ayak basmış bulunuyordu (15 Mayıs 1919)

İzmirin Yunanlılar tarafından işgal edilmesi, Türkiyenin her tarafında büyük bir acı ile öğrenildi Türk milleti, görülmemiş büyük bir isyanın heyecanı ile kabardı. En büyük şehirlerden en küçük kasabalara kadar her yerde mitingler yapılarak işgal olayı protesto edildi.

Bu protestolar sonucu Yunanlılara, Türk yurdunu istila edenlere karşı bir dayanma, düşmanları Türk yurdundan atma fikri, kısa bir zamanda en büyük heyecan veren bir fikir haline geldi. Anadoluda düşmana silahla karşı koyma fikri gelişti. Bütün Türk yurdunda, İzmir Türkündür, öleceğiz fakat onu Yunanlılara bırakmayacağız parolası dolaşmağa başladı. Türk Kurtuluş Savaşı, böyle başlamış oluyordu.

Samsunda Anadolu topraklarına çıkan Mustafa Kemal, Türk milletini» düşmanlarına karşı koyma planlarını hazırlamağa, bir taraftan da, dağınık bir durumda olan askeri birlikleri bir komuta altında toplamağa çalıştı. Samsundan Amasyaya geçerek, orada bir genelge yayınlayarak, Türk milletini, milli egemenliğini ele almak için karşı koymağa çağırdı. 22 Haziran 1919 tarihinde askeri ve idari makamlara milli davaya bağlı kimselere gönderilen bu genelgede şu hususlara dikkati çekiyordu:

1 - Vatanın bütünü, milletin istiklali tehlikededir. 2 - İstanbul hükümeti, üzerine aldığı sorumluluğun icaplarını yerine getirmemektedir. Bu hal milletimizi yok etmektir. 3 - Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. 4 - Milletin hal ve durumunu gözden geçirmek ve hak isteyen sesini cihana işittirmek için her türlü tesir ve murakabenin dışında bir milli heyetin varlığı lazımdır. 5 - Anadolunun her cihetle en emin yeri olan Sivasta milli bir kongrenin süratle toplanması kararlaştırılmıştır. 6 - Bunun için bütün vilayetlerin her sancağından milletin güvenini kazanmış üç delegenin, mümkün olan süratle yetişmek üzere, hemen yola çıkarılması icab etmektedir. 7 - Her ihtimale karşı keyfiyetin milli bir sır halinde tutulması lazımdır.

Kısa bir zamanda bütün yurda yayılan bu genelge üzerine, milli dayanışma fikri, bir baş etrafında toplanmağa başladı. Genelgede bildirilen Sivasta bir kongre yapılacağı haberi üzerine milli davaya katılan kimselerden delegeler seçilmeğe başlandı.

Mustafa Kemalin, Anadoluda milli bir karşı koyma hareketine giriştiğini haber alan İstanbul hükümeti, Mustafa Kemalin geri gelmesini istedi. Bir taraftan da, gelmeyeceğini düşünerek yakalanıp zorla getirilmesi için gerekli harekete geçti. Fakat bunların hiç biri sonuç vermedi. Mustafa Kemal 8/9 Temmuz gecesi, askerlikten ve aldığı görevlerden çekildiğini bir telgrafla Vahdettine bildirdi. Bu kararını bir yazı ile Türk milletine anlatırken, bundan sonra milletin civanmertliğine güvenerek ve onun bitmez tükenmez feyiz ve kudret kaynağından ilham ve kudret alarak ödevine devam edeceğini bildirdi.

Mustafa Kemal, Amasyadan Sivasa, oradan da Erzuruma geçti. Her gittiği yerde, düşmanlara karşı koyma hazırlıklarının biraz daha planlaşmasını sağladı.

Mustafa Kemal, Erzurumda doğu illerindeki Müdafa-i Hukuk Cemiyetlerinin temsilcilerinin katılması ile 23 Temmuz 1919 günü bir kongrenin toplanmasını sağladı

Toplantı sonunda alınan kararlar, bir beyanname ile bütün yurda bildirildi. Erzurum Kongresi, yalnız Doğu illerinin durumunu görüşmek için gelen temsilcilerinin katılmasıyla yapıldığı halde, yayınlanan beyanname, memleketin bütününü ilgilendiren bir ihtilal beyannamesi özelliğinde idi. Vatanın milli sınırlan içinde bir bütün olduğu, parçalanamayacağı vatan ve istiklalin korunması için her şeyin yapılacağı yayınlanan beyannamenin esasları oluyordu.

Erzurum Kongresinden kısa bir süre sonra, Amasyada yayınlanan genelge gereğince Sivas Kongresi toplandı (4 - 12 Eylül 1919) Sivas Kongresi, Erzurum Kongresinde vatanın bütünlüğü ve istiklalinin sağlanması için verilmiş olan kararları Hukuk Cemiyetlerini, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adım taşıyan tek bir cemiyet haline getiriyordu. Bu cemiyet adına da söz söylemeğe yetkili ve Mustafa Kemalin başkan bulunduğu bir Heyet-i Temsiliye seçiyordu.

Sivas Kongresi, memlekette başarılmak istenen milli birlik hareketini her türlü vasıtalarıyla baltalamağa çalışan Damat Ferit Paşa hükümetine karşı mücadeleye girişti. Heyet-i temsiliye adına padişaha, sadrazam hakkında milletin şikayetini telgrafla bildirmek isteyen Mustafa Kemale zorluk çıkarıldı. Bunun üzerine Anadolu Heyet-i temsiliyenin emriyle İstanbulla olan her türlü muhaberelerini kesti (12 Eylül). Bu hareket Anadoluda gelişmiş bulunan milli egemenlik düşüncesinin önemli işareti oldu. Üç hafta Anadolu kendi kendini idare etti. Sonunda Damat Ferit Paşa hükümeti istifa ederek yerine Ali Rıza Paşa hükümeti kuruldu (2 Ekim). Bu hükümet mevkiini muhafaza edebilmek için Anadolu ile işbirliği yapmak zorunda bulunduğunu anladı. Heyet-i temsiliye ile anlaşmak için Anadoluya Bahriye Nazırı Salih Paşa Başkanlığında bir heyet gönderdi. İki taraf arasında Amasyada görüşmeler yapıldı (20-22 Ekim) Salih Paşa Erzurum ve Sivas Kongresi kararlarının önemlilerini İstanbul hükümeti adına kabul etti. Amasya görüşmelerinden sonra Ali Rıza Paşa hükümeti Mebuslar Meclisini toplantıya çağırdı. Mustafa Kemal, Heyet-i temsiliye üyeleriyle meclis çalışmalarını daha yakından takip etmek üzere Sivastan 27 Aralıkta Ankaraya geldi.

Son Osmanlı Mebusan Meclisi, 12 Ocak 1920 de İstanbulda açıldı. Erzurum ve Sivas Kongrelerinde tespit edilmiş kararlar, Misak-ı Milli adıyla bir program haline getirildi. İtilaf Devletleri ise Misak-ı Milli kararlarını hükümsüz kılabilmek, milli birlik hareketini baltalayabilmek amaçları içinde 16 Mart 1920 sabahı İstanbulu resmen işgal ettiler.

İstanbul, İtilaf Devletleri tarafından işgal edilirken bir telgrafçı Ankarada bulunan Mustafa Kemali durumdan haberdar etti (16 Mart). Mustafa Kemal, bu olayı bir taraftan memleket efkarına duyurdu; diğer taraftan da dünya devletleri nezdinde protesto etti. Bundan başka Türk milletinin kuvvet önünde yılmadığını göstermek için Anadoluda bulunan İtilaf Devletleri subay ve memurlarının tevkif edilmesini emretti. Anadoludaki yüksek amirlerin de muvafakatini aldıktan sonra olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin Ankarada toplanması için tedbirler aldı.

Bu kararını, Heyet -i Temsiliye adına bütün illere, sancaklara ve kolordu komutanlıklarına bir tamim ile bildirdi ve gerekenlerin yapılmasını emretti (19 Mart 1920). İstanbulun işgaliyle kaçabilen milletvekillerinin de haklarının saklı tutulacağım bildirdi. Bütün yurtta yeni seçilen milletvekilleri ile İstanbuldan kaçarak Anadoluya gelen 78 milletvekili, 23 Nisan 1920 de Ankarada toplanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini kurdular. Mustafa Kemalin bir nutkuyla açılan Meclis, ilkin Mustafa Kemal tarafından verilen bir önergeyi kabul etti.

a - Hükümet kurmak gereklidir, b - Geçici olmak kaydıyla bir hükümet başkanı tanımak ya da padişah kaymakamı kurmak doğru değildir, c - Mecliste toplanmış milli iradeyi gerçek olarak vatan mukadderatına hakim tanımak asıl ilkedir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin üstünde bir kuvvet yoktur, d - Türkiye Büyük Millet Meclisi kanun yapma ve kanun yürütme yetkilerini kendinde toplamıştır. Meclisten ayrılacak bir heyet meclise vekil olarak hükümet işlerini görür. Meclis bu heyetin de reisidir. Padişah ve halife, bulunduğu baskıdan kurtulduktan sonra meclisin tanzim edeceği kanun esasları dairesinde vaziyetini alır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bu önergeyi kabul ettikten sonra Meclis Başkanlığına Mustafa Kemali seçti (24 Nisan). Bundan başka, 11 vekilden bir vekiller heyetinin de kurulması kararlaştırıldı. Erkanı Harbiyeyi Umumiye Reisliği de vekaletlerden biri oldu. Vekiller Heyeti 3 Mayısta tam kadrosu ile kuruldu ve hükümetede, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti denildi.

Mustafa Kemal, 30 Nisanda Avrupa devletleri dışişleri bakanlarına Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurulduğunu resmen bildirdi. Bundan, yabancı devletlerin İstanbul hükümeti ile yaptıkları ve yapacakları antlaşmaların, Türkiyenin tek gerçek temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından tanınmayacağı da ifade edildi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi toplandığı sıralarda Türk milleti vatanın türlü bölgelerinde istila kuvvetlerine karşı milis kuvvetleriyle kahramanca savaşıyordu. Batı Anadoluda Yunan ileri hareketine karşı 15 Mayıs 1919 dan başlayarak aynı yılın Haziran ayı içinde Ayvalık, Bergama ve Soma, Aydın ve Nazilli ve Salihli cepheleri kurulmuştu.

Güney Anadoluda da aşağı yukarı aynı devirlerde Adana, Antep, Urfa ve Maraşta Fransız kuvvetlerine halkın sinesinden doğan savunma savaşları yapılmakta idi.

Bundan başka Trakyada muhtemel bir Yunan taarruzuna karşı, İzmitde Saltanat hükümetiyle itilaf Devletlerine karşı, Doğu Kuzey Anadoluda Ermenilere karşı cepheler kurulmuştu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi ilk aylarda bu cephelerle gereği gibi alakadar olamadı. İngilizlerin baskısı ile hareket eden Padişahın, iktidara getirdiği Damat Feriti Paşa hükümeti Anadoludaki milli hareketleri din ve devlete karşı isyan mahiyetinde gösteren bir fetva çıkarttı (11 Nisan). Mustafa Kemal ve arkadaşlarını savaş divanına vererek ölüme mahkûm ettirdi (24 Mayıs). Bu hareketin tepkisi görüldü. Anadoluda Türkiye Büyük Millet Meclisi otoritesine karşı yer yer isyanlar patlak verdi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi mukabil bir fetva ile davanın meşru olduğunu ispat ettiği gibi (5 Mayıs) Sadrazam Damat Ferit Paşayı Türk tabiiyetinden iskat etti (19 Mayıs). Bundan başka Anadoludaki isyanları bastırdı ve İngilizlerle beraber hareket eden Halife ordusunu İzmit cephesinde dağıttı. 10 Temmuz 1920 de İstanbul hükümetinin kabul etmeyi kararlaştırmış olduğu Barış antlaşmasını tanımamaya yemin etti.

Bu esnada Türk ordusunun teşkilatlanması işi de ele alındı. Milis kuvvetleri muntazam askeri birlikler içine alındı. Bu hususta verilen emirleri kabul etmek istemeyen Çerkeş Ethem bir kısım kuvvetleriyle Yunan ordusuna katıldı. Bu suretle Anadoluda Türkiye-Büyük Millet Meclisi Hükümetinin otoritesi kesin olarak kuruldu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Misak-ı Millide tespit edilmiş olan vatan topraklarından istila edilmiş olanları kurtarabilmek için yalnız Yunanlılarla değil, çeşitli devletlerle Savaşmak zorunda idi. Milli hareket sonucu, Anadolunun çeşitli bölgelerinde düşman kuvvetlerine karşı koymaları devam ederken, düzenli bir ordu ile ilk savaş, Ermenistana karşı Doğu kuzey cephesinde başlamıştır. XV.Kolordu komutanı Kazım Karabekir Paşanın yönetimindeki Türkiye Büyük Millet Meclisi kuvvetleri. 28 Eylül 1920 de Ermenistan üzerine taarruza geçtiler. 30 Ekimde Kars, 7 Kasımda Gümrü zaptedildi. Türk kuvvetlerine karşı her türlü karşı koyma yeteneklerini kaybeden Ermeniler barış istediler. Gümrüde başlayan barış görüşmeleri bir antlaşma ile son buldu. Bu anlatma gereğince 1878 de Rusyaya bırakılmış olan Kars ve yöresi geri alınmış, Ermenistan devleti zararsız bir duruma getirilmiştir. (3 Aralık 1920). Bu antlaşmadan sonra Gürcistan ile olan anlaşmazlıklar, barış yolu ile çözüldü. Ardahan ve Artvin sınırlarımıza katıldı.

Doğu Cephesinde savaş Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetinin lehine sonuçlanırken, batıda Yunanlılar, 15 Mayıs 1919 da İzmiri işgalleri ile başlayan işgal hareketlerine hızla devam ediyorlardı. Müttefiklerin desteği ile harekete geçmiş bulunan Yunanlılar, Batı Anadoluda büyük toprak kazançları sağlamışlar ve Bursaya Balıkesire kadar Türk şehir ve kasabalarını işgal etmişlerdi.1920 yılının Haziran ve Temmuz aylarında yaptıkları taarruz hareketi ile bir taraftan Bursaya kadar olan bölgeleri işgal ederken, bir taraftan da Trakyayı işgal ediyorlardı. 10 Ağustos 1920 de imzalanan Sevr Antlaşması hükümlerini Türk milletine kabul ettirebilmek için bütün güçlerini kullanıyorlardı. Bundan sonra bir yıldırım yürüyüşüne başlayan Yunanlılar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurulmağa başlayan düzenli orduları ile karşılaşmaya başladılar. Yunanlıların, Bursa üzerinden Eskişehire doğru yaptıkları bir taarruz, 10 Ocak 1921 de Birinci İnönü Muharebesinin kazanılması ile durduruldu. Kısa bir süre sonra yaptıkları ikinci taarruz hareketleri, 31 Mart - 1 Nisan 1921 tarihinde, İkinci İnönü Muharebesinin kazanılması ile sonuç vermedi.

Bu yenilgilerin intikamım almak isteyen Yunanlılar, Başkomutanları kral Kostantinin Ankarayı hedef gösteren bir günlük emri ile yeniden ileri harekete geçtiler. 22 Ağustos - 12 Eylül 1921 günleri arasında, 22 gün 22 gece süren ve Sakarya Meydan Muharebesi adını alan muharebe, Türk Orduları Başkomutanı Mustafa Kemal Paşanın, 12 Eylül 1921 tarihli günlük emrinde müjdesini verdiği tam bir Türk zaferiyle son buldu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının Batı Cephesinde kazandığı savunma zaferleri hükümetin siyaset alanında büyük etki yaptı. Birinci İnönü zaferinden sonra Sovyetler Birliği ile Moskovada bir dostluk antlaşması imzalandı (16 Mart 1921). Bundan başka İtilaf Devletleri Londrada Anadolu savaşına son vermek için 21 Şubat 1921 de toplanan Konferansa, henüz tanımadıkları Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetini de çağırdılar. Bu konferanstan müspet bir netice çıkmadı. Sakarya zaferinden sonra Türkiye ile Kafkas Cumhuriyetleri arasında Kars antlaşması imzalandı (13 Ekim 1921) Türkiye ile Fransa arasında, güney Anadoluda istila altında bulunan topraklarımızı kurtaran Ankara itilafnamesi imzalandı (20 Ekim 1921).

Sakaryada yenildikten sonra Yunan kuvvetleri evvelce hazırlamış oldukları Eskişehir, Kütahya ve Afyon doğusundaki bir hatta çekilerek bu hattı kuvvetlendirmeye ve müdafaa tedbirleri almaya başlamışlardı. Türk ordusu, zaferi kazanmış olmasına rağmen henüz Yunan ordusunu bir muharebeye zorlayarak yok edecek durumda bulunmuyordu. Bu sebepten Sakarya zaferi ardınca gelen günlerde büyük Türk taarruzu için hazırlıklar başladı. Memleketin büyün kaynakları ordu emrine verildi. Harb için gerekli insan ve malzeme, batı cephesine kötü yollardan, iptidai araçlarla, ağır fakat emin ve imanlı kafileler halinde akmaya başladı. İstanbulun hamiyetli çocukları itilaf kontrolünün bin bir ihtiyat tedbirlerine, rağmen depolardan kaçırdıkları her türlü silahları İnebolu ve Kastamonu voliyle Ankaraya gönderiyorlardı.

Altı ay geceli gündüzlü ve tabiatın gösterdiği her türlü güçlüklere rağmen yapılan hazırlıkların yeter olduğunu gören Türk Başkomutanlığı, Batı Cephesinde Yunan ordusuna karşı taarruza geçme kararını Haziran 1922 de verdi. Son taarruz hazırlıklarının da tamamlanması için çok gizli bir şekilde çalışmalara devam edildi.

Nihayet, 26 Ağustos 1922 sabahı Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, Türk ordularına taarruz emrini verdi. Sabahın ilk ışıkları ile başlayan topçu ateşi, Kurtuluş Savaşının son muharebesi olan Başkumandanlık Meydan Muharebesi nin başladığını bildiriyordu.

Türk orduları tarafından 30 Ağustosta son ve kesin şekilde yenilgiye uğrayan Yunan orduları, İzmire doğru kaçarlarken, Başkomutan Mustafa Kemal, Türk ordularına, Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz dir, ileri emrini veriyordu.

Bundan sonra bir yıldırım yürüyüşü başladı. Yunan başkomutanı Trikopis, Genelkurmay heyeti ile teslim oldu. Türk kuvvetleri 9 Eylülde İzmire girdiler. 18 Eylülde Batı Anadolu, Yunan kuvvetlerinden tamamen temizlenmişti. Gazi Mustafa Kemalin evvelce millete yaptığı vaat gerçekleşmiş, düşman Anadolunun harim-i ismetinde imha edilmişti.

Bu zafer bir millet tarafından tamamen benimsenen bir fikrin ne kadar kudretli ve ne kadar canlı bir kuvvet olduğunu bütün aleme gösteren bir örnekti.

Bunun üzerine İtilaf Devletleri Mudanyada mütareke şartlarını görüşmek üzere bir konferansa iştirak etmeyi kabul ettiler: Mudanya mütarekesi ile Trakyanın Yunan kuvvetlerince boşaltılıp Türkiyeye iadesi ve İstanbulda Türkiye Büyük Millet Meclisi idaresinin kurulması kabul edildi. Bundan sonra yine İtilaf Devletleriyle Yunanistan ve Türkiye arasında Londrada bir barış konferansı toplandı (20 Kasım 1922). Bu konferansta Misakı Milli göz önünde tutularak hazırlanan Lozan antlaşması 24 Temmuz 1923 de imzalandı Bu suretle de, Türk topraklarının bütünlüğü ve Türk devletinin kayıtsız ve şartsız istiklali bütün dünyaca tanınmış oldu.





About the Author

admin

Comments


No comments yet! Be the first:

Your Response



En Çok Görüntülenen